pencereden kar geliyor

Posted in By ali 0 yorum

erkan oğur ve ismaıl hakkı demircioğlu ikilisinin konseri vardı odtü kkm'de. duyduğum gibi yardır yardır gittim. en başta orada bana eşlik eden volkan ve kuter'e; konsere gidene kadar takıldığımız bulut'a teşekkürü borç falan bilirim.

izlenimlerime gelince;

öncelikle erkan oğur'un dinleyici kitlesinde yaş ortalaması bizim için hayli yüksekti. ortalamayı düşürdük, mutluyuz.

erkan oğur ve ismail hakkı demircioğlu konuşmadıkları zaman müthişler. ama konuşmaları şarkılarından falan epey bağımsız. hatta yer yer saçmalıyorlar. ama güldürüyorlar bu saçmalığa. sahneleri iyi.

erkan oğur ismail hakkı demircioğlu'na "hiç savaşlar biter mi ismail?" dedi ismail hakkı demircioğlu elektrikli arabalar gelince petrol savaşları biter temalı( evet dünyanın en saçma konularından biriydi, petrole ihtiyaç hiç biter mi abidin?) konuşmasında. o an o müzik üstadı mütevazı adam yerine bir an için dünyanın en yüzeysel insanı geldi. sonra gitti.

iki sağımdaki bir gerizekalı aşağıdan yükselen "hocam, pencereden kar geliyor!" şeklinde yüklemsiz zamansız zarfsız cümleciğine "hoca camide ekikiki" gibi bir tepki verdi. ulan mal hoca camiden ayrılıp odtüye geleli asır oluyo haberin var mı? odtüde hocam lafı bu kadar gerizekalı bir tepki görmemiştir sanırım.

erkan oğur arayı vermeden önce "şimdi maçka yöresinden bir türkü var ardından kalanlarla devam ederiz" dedi. hocam sen divane aşık gibi çalacaksın iki saz ve iki sesle muhteşem harmanlayacaksın; oradan bir gerizekalı da çıkıp gidecek? bu kadar mütevazı olma be erkan baba. vallahi. sen bana orada "kırkbeş dakika kalkmadan bekle" desen eyvallah der seni beklerim o arada. biliyosun. herkes bekler. ki kalanlar dediği güruh herkese tekabül ediyordu.

pencereden kar geliyor'u konserlerde söyleme alışkanlığı yoktur erkan baba'nın. o gelgitli muhteşem sese rağmen söyleyemiyorum iddiasında hala. "bu şarkıyı hiç kaydetmemeliydim" dedi."söyleyemiyorum." diye ekledi. "bu şarkıyı bir kadın söylemeliydi, zaten ibrahım tatlıses kızdı bunu söyledikten sonra 'annem değil anam denir' diye. hepsini söyleyemem ama bir iki parçasını söyleyelimç" dedi. buradan sonra konu ikiye bölünüyor. birincisi ulan öküz evladı öküz ibrahim tatlıses, senin ne haddine erkan oğur'u eleştirmek? sen git "eaeaeatelım mııe earaab gızıııı" diye sikimsonik şarkılarla uğraş, adam müziğin kralını yapıyor. hatta herif enstrüman mucidi( ki bunu ve sessizliğini konu alan bir karikatürle bitireceğim)ne diyorsun amınakoyum? git ibo show falan yap. kaybol allasen.

erkan oğur'u zaten kınıyorum. bu da ara bir başlık. ulan ses var yetenek var ısrarla susuyorsun. üstadsın, kralsın ama şarkı söylememek için çabalamaktan ölüyorsun. n'olurdu şöyle doyasıya bir pencereden kar geliyor söyleseydin bize?

hakkını yememeli ama.pencereden kar geliyor'un da yaklaşık yarısını söyledi. bisin ilk şarkısı olarak- iki şarkılık bir bis yaptı- oturduğum yerde gözlerim doldu. biraz da süzüldü hatta yaşlar. ardından ahçik( esasen ermenice bir isim ve a ile i arasındaki harf türkçede olmadığından ağçig diye yazılır diyolla)diye bir harput türküsü söyledi. elazığlılık müessesesini hiç bu kadar sevmemiştim. çıkarken gözlerim dolu doluydu.


kaç zamandır böyle bir şeydi ihtiyacım olan. kafamı dinginleştireceki biraz ağlatacak içimi bir hoş edecek bir şey olarak erkan oğur konserinden daha iyi bir alternatif bulamazdım sanırım. süperdi.


karikatüre gelince linki budur.

sipeyşıl tenks tu umut sarıkaya.

bir de erkanogur.gen.tr'de hakkında kısmına tıklayınca çıkan kısacık yazı beni epey etkiledi. mütevazı gibi:

"1954-...müziği sever"

düşüncelerime dair

Posted in By ali 0 yorum

asırlarca okumak istiyorum. sadece şiir okumak. elimde olsa bir süre eve kapanıp sadece şiir okuyabilirim.

zihnimde kelime eksiklikleri var ve bunları şiirlerle kapatıyorum. kelime dağarcığımın ruh halimi ya da o anki anlayış gücümü tatmin edici bir biçimde tarif edemediği bir noktadayım. sanırım daha fazla kelime öğrenmem ya da zihnimi dinlendirmem gerek.

sadece şiir okuyarak bu eksiği kapatabileceğime inanıyorum.birbirinden bağımsız sözcükler yerine anlamlı söz öbekleriyle özetlenebilir sanki her şey. şiirlerden söz öbekleri aşırıyor, zihnimin tarifsiz boşluklarına yerleştiriyorum.tüm boşlukları dolduruyorum sınavdan tam not alıyorum.

bilidiği üzere sanata çok saygısı olan bir insan değilim. meslek olarak en azından. zira üretime doğrudan katkısı olmayan pek çok işi gereksiz görüyorum. yani kısacası, sıçarım heykelinize bana üretimle gelin. ama yazınlara sinemaya ve müziğe saygı duyuyorum. gerçi sinema resmi olarak bir sanat kolu değil; ama idare edin. yazınlarda da bu ara en çok şiire saygı duyuyorum.

kelimelerle oynayıp anlamlarını değiştirmeyi eğlenceli bulan bir insanım, genel olarak bilinir de bu. ve kelimeler üzerinde basit hilecikler pusular kuran bir insan olarak kelimeleri kuklasına çevirip de göründüğünden öte anlamlar yükleyebilen insanların önünde önümü iliklemem doğaldır.

bugün otobüste okurken fark ettim. ağır şeyleri okuyacak kadar dingin değil kafam.yelkenleri yamalı bir takayla fırtınaya çıkmak istemiyorum. ben böyle meltemlerde iyiyim. şiirlerde gezinmek kafi geliyor. bir kenardan da roman götürmeye çalışıyorum. hafif hafif.

çok fazla düşünce var kafamda. daha doğrusu vardı. düzeliyor. kurul derdini iyi-kötü geçirdim. geri kalanıysa biraz kazım'la planlayarak biraz olcan'dan destek alarak rahatlattım. ama zihnimin bir kuş gibi hafif olmasını istiyorum. azıcık bir zamana ihtiyacım var sanırım.

yazasım gelmiyodu epeydir. zihnimin doluluğuna karşın kalemim bomboştu. bugün çok güzel bir tetikleme oldu. bana ilk mizah yazımı yazdırıp da "devam et" diyen insanı gördüm. üstelik kendisinden bahsettikten on beş dakika sonra. oturdu sohbet ettik. "yaz" dedi. teşvike ihtiyaç duyan bünyem de klavyeye sarıldı.

zihnimde " komiklikler-şakalar" diye yaftalı olan düşünceler uçuşuyordu, hepsi kışla beraber sanırım güneye göçtü. bense kuzeyin oğlunu dinlemekte olduğumdan yetişemedim kendilerine. spontan olarak rastladığım düşünceyi avlıyorum. bunun dışında av sezonum kapalı. "ağlak bişeyler" yaftasıyla raflara dizdiğim düşünceler akın akın geliyor. ama birbirilerinden bağımsızlar. aklımda sanıyorum 7-8 tane yazı var. ama hangi kelimeleri hangisine koyacağımı bilmiyorum. sadece bir iki yazı netleşmek üzere. bir de rakı şişesinde balık olsam'da expheliar'la bir yazı dizisi planladık bugün. bunun dışında spontan olarak(ibne biyokimyacı çok kullanıyo diye takıldım bu lafa da) gelen pasa gelişine dayamayı düşünüyorum. ama karışık düşüncelerim arasından sinsi planlar fırlıyor. o kadar piç bir sırıtma yerleştiriyor ki yüzüme, he he ehe hehehe diye gülmekten kendimi alamıyorum. şu anda da bunu yapıyorum hatta. he ehe ehehe.

düşüncelerime kitap, zihnime kütüphane muamelesi yapıyorum. düşüncelere beyaz etiketler çakıp atıyorum kenara. aklıma gelince çıkarıp okuyorum. güzel oluyor. mesela bir yazı girişi geldi aklıma. bekliyor. devamı gelene kadar. beklesin mınakkiym.

sonbaharın gidişi var aklımda. adım adım bitiyor en sevdiğim mevsim. buna üzülüyorum zaman zaman. karın ortasında büyümüş her çocuk gibi kardan nefret ediyorum. ama genelin aksine soğuğu seviyorum. karsız soğuğu, hele ki yağmuru çok seviyorum. üstelik artık hüzne kendimi kaptırmıyorum. dinlediğim hüzünlü müziğin hüznüne değil, hikayesine kapılıyorum artık. sık sık erkan oğur, volkan konak ve ahmet kaya dinliyorum. ve hikayelere şöyle incesinden bir sırıtış bırakıp kendi hayatıma dair tüm düşüncelerden arınıyorum. benim kendime ait olan dışında da hikayelere ihtiyacım var.

bu arada müzikten bahsetmişken ve erkan oğur demişken;
divane aşık gibi'yi 45 kişiye söyletip piç etmektense delikanlı gibi ismail hakkı demircioğlu erkan oğur'a bırakın tribindeyim bu ara. ismail hakkı ağabeyin sesine pek yakışıyor karedeniz türküleri zira. ancak volkan konak'a bu kadar yakışabilirdi herhalde.

evet, devam. birbirinden bağımsız basit aforizmalar kuruyorum zihnimde. en fazla altışar satırlık paragraflar olacak kadar. kurduğum anki kelimeleri düzenleyip çok güzel "-kisa kisa ara notlar-" başlıkları çıkartabilirim. ama parçalardan haz etmiyorum. birleştirince uzun bir not yazabilirim. ya da ne bileyim biraz daha geyiğe sardırabilirim. kamink suğn.

bunun dışında bazen bazı insanları bir kaç adım ileriden takip ettiğimi görüp içimden "he ehe ehehehe" diye sinsice gülüyorum. benim önümden gidenleri ise zamanla fark ediyorum. onlara saygı duyuyorum evet. bir de kendimi geçmişimle kıyaslıyorum. eski yazılarımı, yazışmalarımı ve kendimce komiklik saydığım aptallıklarımı inceleyipp kendime ezici, bir kaç adım ileriden bir bakış atıyorum. ama ne olursa olsun bir kaç adım sonra şu yazdıklarıma da" eeh senin toynağını iskeletor" diyeceğimi düşününce o ehe ehe eheheler geri geliyor.

neyse. fazla uzatıp piç etmenin alemi yok. özetle, bu ara zihnim hafifliyor. üstümden yüklerin kalktığını, önümdeki sisin dağıldığını hissediyorum. eskisi gibi; "bastığım toprak benden korksun" diyecek kadar kendime güven geliyor inceden. düşüncelerim düzenlemeye giriyor. sadece biraz daha pişmiş istiyorum. çevirin arada, yanmayayım.

bir de bir iki adım önünden gittiğim herkese nanik yapıp kocaman kahkahalar atıyorum. gerisinde olduklarımın da bana dönüp aynısını yaptığından emin olarak.

yüzmek

Posted in By ali 1 yorum

yüzüyordum epeydir düzenli olarak. ötmedi. bıraktım. bunun üç ana sebebi var:

1- üşenmek

çok üşeniyorum lan. in bir saat yüz metre hesabı yap falan, beni kasıyordu. o vakti uyuyarak geçirmek daha tatlı. bence

2-sinüzit

saçlar tam kurumadığı içinebemi skiyordu yüzmek. ertesi gün sinüslerim burnumdan ağzımdan falan aka aka geziyodum. sonuçta bana da yazık lan. zaatürre(yazılışını bilmemek) olur ölürdüm.

3- kürşat tüzmen

iyice kürşat tüzmen olmuştum. hayatımı suda planlıyordum. ertesi günü, dünü falan düşünüyordum. sonra baktım elimde türk bayrağıyla açılım yapmaya kadar yolu var bu işin. televizyonda kendisini görünce -yine suyun içinden bildiriyordu- bi tiksinti geldi bana. bıraktım yüzmeyi.

son zamanlarda ben(temsili)

also available on

Posted in By ali 0 yorum

iki kişi blog başladık. beş olduk. sonra birimiz hesabını çekmiş falan. çözersek fener atacak beş olacak. semih atacak beş olacak. hepsi birbirinden seksi yazılarımızı görmek için tıklayın (a tribute to hürriyet foto arşivi)

naber?

Posted in By ali 0 yorum

yazılarıma başlık seçmek konusunda çok başarısız olduğum gerçeğinden daha fazla kaçamayacağım. gerçi ösese döneminde de sınavlardaki bu yazıya en uygun başlık nedir sorularını yapamazdım. yapsam hacettepe tıp'taydım lan ben. hakkım yendi. şike şaibe. ne ararsan var.

ölüm

Posted in By ali 1 yorum

ölümden korkmuyorum. bu biraz dini inancımın getirisi. çünkü ölüm, sonsuza ve o'na kavuşmaktır inancımda. insan sevdiğinden korkmaz. sevdiğinin yanına gitmekten hele hiç korkmaz. ben de ölümden korkmuyorum. sevdiğimin yanına gideceğim için.

ama ölümün bende dürtüklediği bir şeyler var. içimde bir rahatsızlık uyandırıyor.çocukluğumdan beri. çocukluğumdan hatırladığım en net karelerden biri, babamın yakın arkadaşı olan savaş amcanın-ki pek severdim kendisini- trafik kazasında vefat etmesidir. çok aklım basmadı olaya esasen o zamanlar. ölümü kavram olarak oturtamamıştım. ama çok ağladım yine de. ölüm; bir daha o insanı asla görememek demekti, karar hakkı sende olmadan. o zamanlardır ölümü ilk düşündüğüm zamanlar.

ölümden korkmuyorum. ama kendi ölümümden. başta açıkladım sebebini. sevdiklerimden korkmamayı tercih ederim. ama sevdiklerimin ölümü hakkında gerçekten anlatmakta zorlandığım hissiyatlar var. sadece ağlak olmakla ilgili değil konu. ayrı bir şey.

anneannemin ölümü, 18 senelik hayatım boyunca yaşadığım en büyük üzüntüdür. ve hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçecekse,en uzun sahneyi de onun öldüğü zamanlar alır. ama buna çok değinmeyeceğim. korku konusundaydık. oradan devam edelim.

sevdiklerimin ölümü kadar hiçbir şeyden korkmuyorum sanırım. bunu yaşamasaydım eğer en büyük korkum karanlık, bir yerde kapalı kalmak,veya köpekler olabilirdi. ama değiller. ben en sevdiğimin ölümünü gördüm. senelerce beni yetiştiren en büyük sırdaşımı bir çukura yerleştirip üzerine toprak attım. o kadar ağır bir yıkımdı ki bu, o toprağı atmak için küreği taşıyacak kadar gücüm kalmamıştı. ittirerek çabalamıştım. onu kaybetmekten korkardım. insan sevdiğinden korkmaz da, sevdiğini kaybetmekten çok korkar hani. ve kaybetmiştim. üstelik bu benim ona söylediğim bir söz ya da yaptığım bir yanlış yüzünden değildi. bu sadece olmuştu. oluşunu anlamlandıramıyordum. sonra hazmettim. ama onu resimlerden başka yerde göremedim. kokusu ise hafızamda gitgide silikleşmekte.

onu bir daha canlı olarak görememek, koklayamamak düşüncesi bile katlanılamaz geliyor zaten. bu sevdiğim herkes için geçerli. bugün eve gelirken biraz düşündüm ölüm üzerine. en sevdiklerimin ölümlerini gözümün önüne getirdim. düşünce ağır gelince düşüncelerden arındım. kafamı düşüncelerden kaldırıp gökyüzüne baktım. ölümün çocukluğumdan kalma simgesiydi gökyüzü zira. biz ölünce içimizden bir beyaz saydam varlık uçar gökyüzüne giderdi. ve bulutların tepesinden hep geride kalanları izlerdi.

biraz büyüyüp de cennetin bulutların üstünde değil de annelerin ayakları altında olduğunu öğrenince düşüncelerim iyice çorba oldu. onlar gerçekten gidiyorlardı, ve gittikleri yer konusunda bir fikrim yoktu. tek bildiğim gidenin 21 gram olduğuydu. ben de ölümün soyut boyutunu değil, somut boyutunu daha derin irdelemeye karar verdim.

somut olan kısım daha can yakıcıydı. ben ölürsem, ardımdan ağlayacak olan olursa onlarla beraber o yası tutmayacağım için korkmam. ama sevdiğimin yasını tutmak düşüncesi korkutuyor beni. ölü ardından yas tutmak sadece üzülmek değil çünkü. onun bedeninin artık toprağın altında olduğunu, onu göremeyeceğini ilan etmek bir yandan. onunlayken yapamadıklarının baskısını hissetmek sırtında. yas tutmak, acının en elle tutulur hali. hem yarına, hem bugüne hem düne üzülmek belki. yarının onsuz oluşuna, bugün onun gidişine,dün de söyleyemediklerine üzülmek.

ölümü korkunç kılan şey, ardından gelen hüzün diye düşünüyorum. insan mutlu olmak için alır her nefesini. mutsuzluğun düşüncesi bile korku verir. onca emeğin, çabanın anlamını yitirdiği bir andır ölüm. mutlu olmak için yaslandıklarından biri toprağın altına girer. sendelersin. ama düşmezsin.

işte benim ölümden korktuğum nokta budur. sendelersem düşmekten korkuyorum. öyle çok denge sahibi bir insan değilim. düşersem de yüzüstü düşerim. zor kalkarım.nazım istediği kadar en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı desin, ben ölümün değil bir senede, bir ömürde hazmedilemeyecek kadar ağır olduğunu düşünüyorum. var olmak için bir sebebinin yok oluşunu hazmedebilecek bir insan değilim çünkü ben.


ölüm ağır. ölüm acı. ama korkunç değil. belki biraz...

bu yazı burada biter. ölüm gibi. beklemediğin, daha söylenecekler var dediğin yerde.

napiyorum lan ben?

Posted in By ali 0 yorum

bana en cok koyan sey de, benim yaptigim ya da baskasinin yaptigi bir tespitin benim de ustumde gecerli olmasidir. hani benim karadeniz kizlari guzeldir, camel alemin en kral sigarasidir tespitlerim degil de; boyle ne bileyim insanlara dair olanlar. mesela erman caglarin 16 yas ve civarindaki ergenlerin her yerde buyumek buysa ben buyumek istemiyorum sozunu kullandigi tespiti. resmen canimi acitan bir tespitti. cok degil, 2-3 sene once bu laflari ayni bu sekilde ettim lan ben. ben de 16 yasimi herkes gibi yasadim minakym. bi farkim yok. cok icime oturuyor bu mesela. ne bileyim. uzuluyorum bunu dusununce.

ayrica hayatin anlamsizligina dair bir mesaji da saat gece 00:30da bir yandan kazimdan mesaj bekler, bir yandan da converse ipi sokerken fark ettim. napiyorum lan ben? ayakkabi ipi lan o? sok tak sok tak orospu oldu zaten ona eyvallah da; gecenin onikisinde o iple isim ne lan manyak miyim ben? ip converse falan. bambaska bir geceydi. ip konusuna cozum getirilmeli. ip halki cozumsuz degildir. eger diyecekseniz ki ipsiz converseler var haci onlardan al, sizin
de toynaginiza dogru sicasim gelir. hayatimda o kadar cirkin bir ayakkabi daha gorduysem o da hem converse bicimli, hem babete benzeyen hem de garip bir topugu olan o garip seydi. ayakkabi degildi lan. seydi baya. alan varsa bilmiyorum. ama ben gordum bunu satilirken, o an epey hayattan sogumustum mesela.

bir de o kadar sacma seylerle mutlu oluyorum ki, o kadar sacma olabilir o seyler yani. mesela gecen djarum bulmustum bir bakkalda, ona yaklasik 36 saat boyunac sevindim. tam yeni yeni hazmetmistim ki, bugun boyle metal clipper buldum onu aldim. o kadar aptal sevindim ki ona, hala mutluluktan ucuyorum. ayni aksam o cakmaga verdigim paranin 52(yaziyla elli iki) katini alisveriste harcayip aldigim seyler o kadar mutlu etmedi lan beni. her sey gelir gecer, kiyafettir eskir flm ama cakmak oyle mi lan? uzun sure kullaniyosun. duygusal bir bag olusuyo aranda falan. gecen gun kaybettigim(esranin kaybettigi) djeep'e(no fear cikartmasiyla bezeliydi ve 5 aydan fazladir bendeydi) hala uzuluyorum. arada bir yas tutuyorum. sonra geciyo falan.

djarum demisken; ben sigaraya djarumla baslayan bir ayiyim. bu sebepten karanfili ayri bir seviyorum. zaten normalde karanfil severim. djarumu da pek severim. bir de sigaraya basladigim zamanki kapali algim falan gelince aklima, o djarumu icerken oyle keyiflendim ki; eskiden algim acik olsaymis bu kadar sevinmezmisim gibi geliyor.

bunun disinda ilk ve orta dereceli okullari tatil edip, universiteliler gebersin minakiym mantalitesiyle universitelileri okul yolu duz gider hesabi israrla o yola koyan, ve o yolda anasina avradina duz gidilen meb, yok falan ne varsa hepsine
bacagim girsin. boyle ama baldiriyla falan beraber. o derece. domuz gribi diyosunuz lan. 18i gecen gebermiyo mu bu meretten hayvanoglu hayvanlar?

bu ara gomleklere cok sardirdim bi de. gecen sene annemin bana gomlek alma cabalarina tisort olmazsa giymem ayaklari ceken beni animasayip pic pic guluyorum. ama gecen sene uniformaydi lan gomlek nasil seveydim? simdi kot-tisort sivil gibi geliyo. daldassak gezsem ayni hissiyat. gomlekle bari az ortunuyorum falan. bir de deri ceket aldim, bana lise hayatim boyunca deri ceket al diyen ve napicam deriyi cevabini alan annemin bana su anda uyudugu yataktan bile sinsi sinsi gulumsedigini gorebiliyorum.

bir de necip fazil okudukca sevmenin nefesi nefesle bulusturmaktan ote, nefesi ensesinde hissettirmek, ama ne kadar arkasini donerse donsun gotu gibi hep arkasinda kalmak olduguna inaniyorum. insan sevdigiyle arasina mesafe koyacak az. surekli gorusmek falan, olmuyor. buyuk sikinti. beklenen siirinin ikinci kitasi gibi yasamak istiyorum sevdayi. ama kasiyor. siksen olmuyor.eskiden yavsakligima alet etmistim beklenen siirinin ikinci kitasini, ustaddan ozur dilerim. o siiri bir yavsakliga yol yapip ayagim altina almamaliydim. o siiri okuyup okuyup sevmeyi anlamaliydim. kusura bakmaz saniyorum.

bunlarin yanisira, volkan konaktan insani cok duygulandiran sarki olayinda yeni tespitim penceresi onunde. dinleyin derim haci. yemin ederim cikip yesilliklere yatasim, butun gun o sarkiyi dinleyesim geliyor. o sarkiyi dinleyip o sevdaya da asik olmak istiyorum. sonra laboratuvarlar falan geliyor aklima, asagiya inemeyecegim gercegine ana baci haric sovuyorum. sonucta bunun 29 ekimi var, 28inin ogleden sonrasi var. ayi gibi yaticam cimenlerde. kulakliktan da bir bu calacak. hele hava sicak olsun da.

bir de hala geceleri sensodyne'e sovuyorum. var ya, ozellikle kutere sesleniyorum;ileride sensodyne tavsiye eden dis hekimlerinden olma. cok sovuyorum lan ben onlara. ustelik genclere yaziktir;gunahtir.

bu kadar yani. sictim sivadim tuyu diktim. sorun goren var mi? yok. varsa gozlerini cikaririm bir daha goremez.

peki ulker cikolatali gofret sevmeyen var mi? yok mu? bu bitis sizce de sik gibi olmadi mi?

okul

Posted in By ali 0 yorum

ilk defa sadece 3 saatlik bir programim vardi. ki lab oldugu icin biraz da erken ciktik. peki soruyorum size, sizce 3 saatten sonra ne yaptik?

1 saat boyunca kampuste karar vermeye calistik. 1 saat amina koym 1(yaziyla bir) saat!

peki verdigimiz sikko karar? gordion'a gidip yemek yiyelim de bakariz sonrasina. ordan da kizilay. sonra uzuunca nargile.

peki can okur, bal okur, bu bir tip ogrencisinin yapacagi is mi allasen? gidip biyokimya falan calismam gerekmez mi sizce de benim? annemler oyle dusunuyo sanirsam.
bence gerekmeyebilir simdilik.

aman sktiredin lan. asil diyecegim sey;

gecen gun hayatin anlamsizligini cozdum. gece sabaha karsi murat bardakciyla pelin batuyu tartisirken izliyordum. bir an icin gozlerim daldi. onumdeki cipsi ritmik cignemelerle yiyordum, ustumde bir esofman, lekeliydi. o an o kadar tiksindim ki hayattan,efkarla iceri gidip bir bardak sut ictim. kendime geldim serefsizim.

pringles 4 lira falandir sanirim.esofmanin ustu 10 dolar. esofmanin alti hediye,fiyati bilinmez. sabahin ucunde kirli bir esofmanla ritmik bir bicimde cips yemek,paha bicilemez.

aklimdayken

Posted in By ali 0 yorum

evvelki gun seyfullah ve esraya sarki dinletirken ipodun sarjini bitirdigim icin sadece geldiginde icinde olan sarkilardan olusan bir muzik listesi olan cep telefonuma yoneldim. bu eve donerken, aksamustu endoramadan bir seyler dinleyisime denk geliyor. yari uyur konumdayken muzik kapaninca uyandim. cikartip kulakliklari telefona taktim. boyce avenue'nun change your mind sarkisi caldi ilk. listenin tepesindeymis. zaten kac sarki var bilmiyorum. standart halindeki kadar iste. ve nasil bir bahtsa tam sarki basladiginda karsima ilkokula giden, sapsari sacli, yesil gozlu, ve anladigim kadariyla sulugunu kirmis bir cocuk oturdu. yanima da babasi. muzigi kapatmadan hareketleri izledim. babasi biraz fircaladi sanirim sulugu kirdi diye. cocuk tamir etmeye calisti. ben de goz gezdiriyordum ufaktan. kirik dedigim de, tam kapagi tutan yerde minik bir parca kirilmis. calisir vaziyette. cocuk onu yerine yerlestirince buyuk bir is yapmis edasina burundu. babasi da kizmayi birakti. sevindi cocugunun cabasina sezebildigim kadariyla. cocuk kendini babasinin cep telefonunda fifa oynayarak odullendirdi. gol atinca gercek futbol macinda forvetmis gibi el kol kaldirarak falan sevindi. gulumsedim. aklima mehmet geldi. adam sekiz yasinda, ve hayattan benim 18 senedir toplamda alamadigim keyfi simdiden aldi sanirim. ilkokulluyken ben de hayattan cok keyif aliyordum lan. ama bir yerden sonra sikti artik. laubali bir sekilde yazdigima bakmayin. yasamanin getirdigi sorumluluklarin insani gercekten yordugunu belirtiyorum. ama usluptan kaybediyorum.

bir de;
cocugun yaninda da ayiya benzeyen bir amca vardi. elimdeki " baskent universitesi tip fakultesi biyokimya dersi laboratuvar uygulamalari" kitapciginin onundeki ismine bakti. yuzume bakti. sacima bakti. yuzume bakti. lab uygulama kitapcigina bakti. sacima bakti. yuzume bakti. ve aptal bakislarini uzerimden cekip son derece anlamamis bir edada dusunmeye basladi.
bu mu lan tip okuyan der gibiydi. evet yarragim benim tip okuyan. begenemediysen siktir git sen oku. evet bu adama cok kizdim. doktor olucaz diye gencligimizi yasamayalim mi lan it? sac da yaparim kariyer de!?

velhasil, o gun otobusten indigimde,hala bir seylere sevindigimi, bir seylere tepkili oldugumu, bazen uzuldugumu fark ettim. yazacak kelimelerim var. bu yuzden de aklima gelenleri yazdim bugun. gerci saat be$ mi alti mi ne. saatleri ileri mi aldik, geri mi aldik; yoksa almadik mi bilemedigimden saat bir muamma benim icin su an.

bir suredir blogu birakmayi,kapatmayi flm dusunuyordum. nasilsa okunmuyor, yazdigim kelimelere de bacagim girsin kafasi. ama fark ettim ki okunsun amacinda degilim pek. ben yazmayi seviyorum. kendimi en iyi boyle ifade ediyorum. evet.

peugeot 206+

Posted in By ali 0 yorum

buradan peugeot yonetimine, tasarim ekibine falan, bu arabanin piyasaya surulmesine sebep olan her sorumluya sesleniyorum: alayinizin toynagini iskeletor.

oncelikle araba ile ilgili tum gereksiz bilgilere, ve benim asil elestiri konum olacak sikko tasarimina suradan ulasabilirsiniz.

simdi gecelim bir otomobil sever olarak elestirime. oncelikle peugeot'ya sesleniyorum.

sayin sirket yetkilileri, farkina varin ki 206nin bugune dek ulastigi yuksek satis rakamlari onun bir kult olmasindan degil, gercekten fiyati uygun bir araba olmasindandi. bu bir bmw isetta, mini cooper, fiat 500, vw beetle degil ve olamaz. bu arabanin kult olacak bir yonu yok. alelade bir tasarimi eylul 1998den beri(dile kolay 11 sene dolmus) pisirip pisirip onumuze koymaniz sadece sizi yeni tasarim masraflarindan kurtariyor. bu arabayi alanlari kucuk ve ucuz olmasiyla tavlayabiliyorsunuz. bu arabanin bir kult olmadigini fark edin artik. siradan bir araba sadece fazla satti diye kult olmaz. olamaz.

1998 kosullari icin vasati asabilecek bir tasarimdi 206. yanilmiyorsam 2003te bir makyaj gordu. makyaj dediysem, oyle ciddi bir sey degil. far ve stopun ic yapisi ile tamponlarda cok cok hafif bir degisiklik yapildi(tasarim olarak) 2006da 8 senenin ardindan nihayet 207 ile bu modelden kurtulacagiz sandim, ama olmadi. israrla sattiniz. simdi de 206+ diye bir sik koymussunuz ortaya. lan. ben. neyse bisey demiyorum.

on tarafini 207den az farkli bir hale getirerek, 207deki satis basarisizligina bir son getieme cabasi icler acisi. 206+i da uygun fiyatla satarak bu on tasarimi daha kabullenebilir bir hale getirmek isteginizi anliyorum. ama 3 senedir kicinizi yirttiniz, yine de 207den bir nane olmadi. gormuyor musunuz?

arka tasarim daha beter. 11 senelik tasarimda stoplarin dis kapagini degistirerek, arabayi alip modifiye edenleri yeni stop lambasi masrafindan kurtarmak disinda elle tutulur bir tek degisiklik yok. ayiptir lan. 11 senedir bu tasarim. 11 sene once cirkin degildi, ama artik icimiz bayildi. ustelik ortada vw scirocco gibi, tasarim efsanesi olma yolunda ilerleyen modeller varken; bu sinifta bile siradisi tasarimlar denenirken( seat ibiza, vw polo, honda jazz gibi modeller siradan olmamak namina cok radikal tasarim degisikliklerine gitti) artik demode kalan bu tasarimdaki israriniza sol bacagim girsin ama. lutfen.


kult olmamis, olamamis; sadece ucuz oldugu icin cok satmis bir arabaya kultmus gibi saygi gostermeyin lutfen. fan kulupleri falan diyor, hayallerde yasiyor bazi ibneler. ulan kicimin kenari niteligindeki fiat puntonun( grande punto degil, punto) bile fan kulupleri var. herkes bindigi arabanin hastasi minakoym. bu arabayi alan herkes sevecek elbet;kendi malin lan bu sevilmez mi, sattiktan sonra da sevebilmeleri onemli.

ucuz olmasi disinda ne skime yarar lan bu alet? ha? size diyorum peugeot yetkilisi totoslar?

nazli 206 haber salmis sov diye, sovecegim babam okur; olmuyor.(resul balayi pek severim.)